Mecburi İstikamet Yazılar

Ankara’yı sevmek mi? Ankara’ya mecbur olmak mı? İşte bütün mesele bu…

Bu şehirde doğmuş, büyümüş ve tüm öğrenim hayatını bu şehirde geçirmiş biri olarak hali hazırda cevabını bulamadığım yegane sorulardan birisidir bu.

Okul yıllarım boyunca hep bir kulp takıp, bir kusur arayıp durdum Ankara’da. Hayalim başkaydı. Daha büyük daha janjanlı bir şehirde yaşamalıydım ben. Çünkü “gri şehirdi” Ankara, tek düzeydi. Düşünsenize deniz bile yoktu burada. Ne büyük eksiklik!

Oysa İstanbul öyle miydi ya? Haber bültenleri, filmler, belgeseller, kitaplar… Hemen hepsi İstanbul’u anlatıyor, İstanbul ile dolu oluyorlardı. Bizim bir tek Kızılay ve Ulusumuz varken elimizde, İstanbul’da sayısız şehir merkezi vardı. Büyüktü, görkemliydi, albeniliydi İstanbul… 21 yaşında bir gencin aklını çelebilecek herşey oradaydı.

Kesin kararımı vermiştim; İstanbul’da yaşayacak, ben de oralı olacaktım! Haftasonları İstanbul’dan Ankara’ya gelişlerimde “Ankara’nın en güzel yanı İstanbul’a dönüşüymüş” diyecek, “İstanbul’u dinleyecektim gözlerim kapalı”.

Üniversiteyi bitirdikten sonra büyük hayalimi gerçekleştirme vakti gelmişti artık. Aşağı yukarı bir senelik rötarın ardından (e iş bulmak kolay değildi) İstanbul maceram başladı. İlk başlarda inanması zor geliyordu. Resmen İstanbul’da yaşıyordum. Başlarda Ankara’da alıştığım düzenden dolayı bocalama yaşasam da bir müddet sonra alışmıştım İstanbul’un keşmekeşine. Her gün işe gitmek için o efsanevi “İstanbul Boğazı’ndan” geçiyor, haftasonları benim için adeta bir mabet olan Taksim’de arkadaşlarımla vakit geçiriyordum. Gezip keşfedilecek öyle çok yer vardı ki, düşündükçe aklımı yitirecek gibi oluyordum. Aradığım herşey buradaydı ve kendimi hiç hissetmediğim kadar özgür hissediyordum… Hayat ne güzeldi!

Bu şekilde tam 8 sene geçti. İstanbul’da çok güzel dostluklar biriktirip, harika zamanlar geçirdim. Kızım orada doğdu, hayata dair tüm yargılarım orada gelişti, iyiyi de kötüyü de orada öğrendim. Ama artık eskisi kadar büyülü değildi İstanbul. Başlarda zoraki gittiğim Ankara’dan her dönüşümde kalbimi Başkent’te bırakıyordum artık. Çünkü İstanbul yetişkinliğim, Ankara ise çocukluğumdu. Ve bir yaştan sonra dününe bir önceki gününe değil çocukluğuna özlem duyuyordu insan…

Herşeyi göze alarak ardımda bıraktığım bu “gri” şehir şiddetle geri çağırıyordu beni ve inanması zor gelse de tüm hücrelerim Ankara’da olmak istiyordu artık. 8 senelik hasretin ardından çocukluğumla kucaklaşma vakti gelmişti. Geçirdiği olağanüstü hızlı değişime rağmen her zaman benim şehrimdi burası, bu yüzden alışmam zor olmadı. Üstüne üstlük hayatımı değiştiren ikinci bir şans verdi bana Ankara. O da bana kalsın.

Bugün Ankara’ya döneli 3 seneyi geçti ve bundan herhangi bir pişmanlık duymuyorum. “Çok mu seviyorsun?” diye sorarsanız tereddüt yaşayabilirim ama bu şehre ait olduğumdan en ufak şüphe duymuyorum. Ve Antoloji Ankara ile de bu şehre olan borcumu ödemeye gayret ediyorum. Belki de 12 sene önce terkedip gittiğim için günah çıkartıyorum kimbilir 🙂

En baştaki soruya tekrar gelirsek; Galiba ben bu şehre mecburum. Çünkü ben bugünü değil maziyi seçenlerden oldum… 

Mecburi İstikamet
1 vote, 5.00 avg. rating (95% score)

Yazar Hakkında

Emrah Yetkin

1983 yılında Ankara’da doğdu. Üniversite eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a yerleşti. 8 yıllık bir İstanbul macerasının ardından 2016 yılında Ankara’ya geri döndü. Geçmiş dönemde bazı web girişimciliği denemeleri oldu. Kısa bir dönem Kurumsal İletişim alanında reklam ve medya üzerine çalıştı. 2017 yılının Ağustos ayında yıllardır süregelen fotoğraf arşivciliği merakını Antoloji Ankara’yı kurarak sosyal medyaya taşıdı ve halen Antoloji Ankara için çalışmaya devam ediyor.

    Leave a Reply